FRANSIZ İŞİ

Hırsızla Daltonlar arası giyinmiş bulunduğum şu günde aklıma Bank Job tarzı bir iş çevirme cin fikri geldi.  Özel efekt ve aksiyonun tavan yapacağı bir prodüksiyon olacak.

Bu işlerde ekip çok önemli. Tavsiye üzerine bağlantıya geçtiğim Fransa’nın en azılı ekibiyle, ilk kez, kirli işlerin buluşma merkezi olan lunaparkta bir araya geleceğiz. Heyecanla bekliyorum.

İşte geldiler. Karşınızda Daltonlar..! Küçük Joe biraz civelek çıktı. Ben de Avarel oluyorum bu durumda.

Bankayı soyacağımız minibüs de geldi. Naptınız abi ya, size dikkat çekmeyecek bir araç bulun dedim. Bu ne allahaşkına, doktor bu ne?!

Çocuk aklıyla işe kalkışırsan olacağı bu. İş başlamadan bitmiştir. Küstüm oynamıyorum.


Uncategorized içinde yayınlandı | 7 Yorum

HARİTA ÜZERİNDE

Harita üzerinde her şey çok açık, her yer çok yakın. Kafanı haritadan kaldırdığın anda çok emin olduğun güzergah bir anda karışıyor.

Yolun sonuna kadar belirlediğin yolun daha başında “şimdi buradan sağa mı sola mı yani ” durumuna geçiyorsun. Tekrar haritaya bakıyorsun, ‘hah’ diyorsun, kafayı kaldırınca yine bir tereddüt. Bu noktada teknolojiyi yardıma çağırmanı öneririm. Navigasyona bağlanıp kafanı rahatlatacaksın. Ya da kafan zaten rahat olacak, yol seni nereye götürürse gidip, gezip gördüğünden mutlu olacaksın.

Uncategorized içinde yayınlandı | 3 Yorum

ÇİKOLATALI VARIŞ

Sağ salim vardım Paris’e, aklınız kalmasın. Uykusuzluktan ve tabi makyajsızlıktan, biraz solgun göreceksiniz fotoğrafta ama merak etmeyin, bu gün güç toplamak için alışveriş yerine yemek içmek peşinde koştum. Özellikle de çikolata..

Durum böyle olunca da beni en cezbeden ayakkabı Maison Larnicol‘ün virinindeki kırmızı ayakkabı oldu. Bu gün kaç çeşit çikolata yedim hatırlamıyorum.

Fakat günün birincisini NOISETTES ENROBÉES olarak belirledim. Bakalım yarının birincisi hangi dalda ne olacak, ben de bekleyip göreceğim.

Unutmadan ekleyeyim, gün boyunca bana Saint Germain sokaklarında eşlik eden elbisem TopShop’tan. Hem rahat ettim, hem de Parisien hissettim, sağ olsun.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

YOLCU YOLUNDA

Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım. Paris yolcusu kalmasın dediler, yollara düştüm. Şimdi valizim ayağımın altında, aktarma uçağını bekliyorum. Yolculukların bavullu, çantalı bölümleri beni çok yoruyor, güçsüz müyüm neyim.. Yola çıkacağım, güç toplamam lazım diye 2 haftada 2 kilo aldım yemekten. Yine de nezleden kaçamadım.

Fotoğraf yazın son haftasından kalma. Çantada ‘soğuk içiniz’li içecekler, su ve dondurma var. Şimdiki valiz ise yün çorap, termal atlet ve kazaktan geçilmiyor. Atkı, eldiven, bere de yanımda. Tatillerde iyi görünmektense, rahat hissedip güzel yerler görme derdindeyimdir. Yine de fotoğraf makinam ile bir iki parça Paris sokaklarına yakışır kıyafet aldım yanıma. Fırsat buldukça oradan da yazmaya çalışacağım.

Uncategorized içinde yayınlandı | 2 Yorum

SAÇA BAŞA

Düğün davete saç aksesuarı ve şapka takma kültürü gelişmiş ülkeleri oldum olası kıskanmışımdır. Son kraliyet düğünlerinden sonra keşke bizde de böyle olsa isteğim daha da arttı. İngilize özenir oldum. Beğendiğim aksesuarları o bu ne der kaygısı olmadan taktığımdan benim için pek mühim değil, fakat, çekindiği için kullanamayan onca hevesli hanımefendi için kır zincirleri, diyorum ve hepinizi piste davet ediyorum.

Konuyla ilgili olarak en tanınmış Türk matematikçilerinden Mustafa Bey’den alıntı yapmak istiyorum. “Bu böyle olmayacak, bundan sonra senin adın ‘İngiliz’ Kemal olsun”, diyorum saç aksesuarları mevzusunda ve çekinmeden giyin gidin diye ekliyorum. 

Resimde gördüğünüz aksesurlar Zeynep Dilman’ın tasarımı. Beymen Nişantaşı mağazasının wedding bölümünde bulabilirsiniz. Ayrıca benim için hazırlayacağı özel koleksiyonu da çok yakında dükkanımda satışa sunacağız. Beğeneceğinizden hiç kuşkum yok.

Uncategorized içinde yayınlandı | 4 Yorum

ZIMBA GİBİ

Zımbalı kıyafetlere şu sıralar sempatim büyük. Büşra(Easy Couture)’nın aynı sevdaya kapıldığı bir kahve sohbetinde ortaya çıkınca dedik ki, gidelim kendimize birer zımba makinası edinelim. Elimizin altında bulunsun. Kolaycacık neyi istersek çeşit çeşit zımbalarla süsleriz. Giyer gideriz.

Zımba rüyamız hafiften karabasana dönüştü. İlk aldığımız makinaların iş görmediği ortaya çıktı. Makinayı değiştirdik, bu sefer almış bulunduğumuz parçalar ona uymadı. Yeni parçalar aldık, bu sefer yeni makinada başka eksikler çıktı. Tamamlanması zaman aldı.

Her şeyi tamamladık dedik, bu sefer de gördük ki bu iş hakikaten sabır işi. Eğer manual bir makina alırsanız bu demek oluyor ki çakacağınız her parçayı altlı üstlü tek tek yerleştirip basıyorsunuz ve bu düşündüğünüzden çok daha fazla zaman ve emek alıyor. Ben bunları hemen basıp çıkayım diye bir durum kesinlikle söz konusu değil.

Büşra, tabi işi gereği benden daha sabırlı çıktı. Ben daha kendi ceketimi bitiremediğimden, onunkini giyiyorum bu postta. Eline sağlık, uğraştığına değmiş. Bu durumu anlayalı zımbalı ürünleri saygımız daha büyük. Allah sabır versin, darısı benim kıyafetlerin başına artık.

Uncategorized içinde yayınlandı | 9 Yorum

SABAH SÜTÜ

Her sabah az kahveli sütümü mutlaka içerim. İçemezsem de pek huysuz olurum. Mevsimin değiştiğini de o sabah sütü soğuk mu sıcak mı içmek istediğimden anlarım. Kafa biraz tuhaf çalışıyor, hava durumu ya da takvimden anlayamıyorum yani..

Bu sabah yağmur fırtınasına uyandım İzmir’de. Kalkıp sütümü ısıtma gereği duyunca da duruma uyandım. Baktım artık kış geliyor: WINTER IS COMING. Gerçi Game of Thrones’u bir sezon izledik. Sezon bitti, kış gelmedi. Burada da öyle olur, dilerim.

Günün giydirdiklerine bakarsak da, hırka Twist, kazak vintage, şort H&M, çoraplar Penti, sandaletler Nine West. Tabi bu sandaletlerle bu havada dışarı çıkarsam gülerler, yağmur dinene kadar evde bekleyeyim en iyisi.

Uncategorized içinde yayınlandı | 8 Yorum

SARI IŞIN

İçime doğmuş gibi geçen haftasonu yeni post için H&M elbisemi seçmişim. Bayıldığım bir elbise. Hem çok güzel görünüyor, hem de geniş ferah.. Giy, rahat rahat dolan bütün gün. Haftasonu İzmir’e kar mı yağdı, ne bu hal derseniz, durumu izah edeyim..

Giyin Gidelim ekibi olarak (ekibi görseniz gülersiniz), hiçbir masraftan kaçınmayarak çekimi ayda yaptık.. Neee, yalan mı söylüyoruz?? Ayda yılda bir çekim yapıyoruz ona da inanmadınız ya aşkolsun sayın seyirciler.

İşin aslı burası Keçi Plajı. Bütün yaz Çeşme’nin kalabalığından kaçabildiğimiz son sığınak.

Bunu şimdi niye söyledin dersen de, önümüzdeki yaza kadar unutulması ümidiyle tabi..

Tesis falan yok, öyle doğa, deniz, bembeyaz kayalar, denize açılan mağaralar falan.. İnanılmaz bir yer. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, biraz da dinlenelim deyince de balık tutuyoruz. Kayda değer bir tür yakalayamadığımızdan da ziyan olmasın diye denize bırakıyoruz tuttuklarımızı. Maksat kafamız dağılsın.

Çekimi bitirince ben de oltamı alıp balık peşine düşeceğim.

Bakın düştüm bile..

Denedim ama bu gün olmadı. Benim elde var sıfır fakat ekip toplamı 7 balık 1 deniz kestanesi. Önümüzdeki avlara bakacağız artık..

Uncategorized içinde yayınlandı | 5 Yorum

DOLUNAY PARTİSİ

Korku filmi afişine benzettiğim bu fotoğrafı çektiği için kocama hayranlığım arttı. Fotoğraf çekileli bir hafta oldu. Geçtiğimiz dolunay işte.. Denize giderken yanıma belki oralarda fotoğraf çekilirim diye güzel bir plana sakladığım bu elbiseyi almışım iyi ki. Aradığım arka plan kesinlikle buydu, üşenmedim giyindim giderayak. Twilight durumlar çıktı ortaya.

Siz yazıyı okurken bunu dinleyedurun: DİNLE, ben yazmaya devam ediyorum..

Twilight demişken, ekranlar amma çok vampirli mampirli dizi doldu inanamıyorum. True Blood’a laf yok tabi de, Vampire Diaries, Walking Dead, Being Human, Teen Wolf falan zamane Buffy the Vampire Slayer’ı olmaktan öteye gidemiyor. Yine de izliyorum yatmadan denk gelince, ne yalan söyliyeyim.

Twilight’a ilkini izledikten sonra devam etmedim. Benim için vampir filmi Interview with the Vampire ya da Dusk till Dawn’dur. Van Helsing’leri, Dracula’ları da izledim de pek bir yavan.. Yavan olmadan da  bu işi yapmak hayli zor. Türkiye’de korku filmi çekmek de öyle.


Zor olmasa zaten bizim de tüm o arabesk dizilerimizin yanında en az bir tane fantastik dizimiz olurdu. Sihirli Annem vb. dizilere girmiyorum bile.. Tabi Tudors’a Muhteşem Yüzyıl tekabül eden bir ülkenin vampir dizisi de efsane olabilirdi paçozluk açısından.

Paçoz demiş bulundum ama True Blood’un ilk bölümlerini izlediğimde ne bu paçozluk, bu nasıl Amerikan aksanı, adam gibi konuşun len, diye isyan etmiştim. 4. bölümden sonra bakış açım değişmeye başladı.

Hiç belli olmaz, bakarsınız bir Türk vampir dizisi çıkar, ortayı kasıp kavurur. Mesela Ezel’in ekibi zombilerden oluşsaydı, Fatmagül’e vampirler saldırsaydı, Küçük Sırlar’da herkesin bir özel gücü olsaydı, Kuzey’i kaza gecesi kurt ısırsaydı da  kurtadama dönüşseydi enteresan olabilirdi..

Tuhaf rüzgarlar esmeye başladı, hava da kararıyor. Bu dağ başında gece gece bir başımıza kalmayalım da kurt murt derken başımıza bir iş gelmesin. Gerçi buralarda kurt yok da yaban domuzu var onu biliyorum.

Gitmeden söyleyeyim, elbise vintage, ayakkabılar Zara, kemer Twist. Şalı inanın hatırlamıyorum, üzerinde de yazmıyor. Çok da merak etmemişsinizdir zaten. Bugün sanki yazı biraz dandik oldu. Fotoğraflara bakın geçin olmadı.

Uncategorized içinde yayınlandı | 10 Yorum

RÖPORTAJ HALİ

Bu kılığım için yazı yazmayacağım, çünkü, Lizard Queen’in Stil Günlüğü bölümünde röportajım var. Oradan okuyun isterim.

RÖPORTAJ İÇİN TIKLAYIN

 

Uncategorized içinde yayınlandı | 5 Yorum